21 Mayıs 2009

DEĞİŞİM

Merhaba sevgili lapsus okuyucuları ve yazarları,

Çok uzun zaman geçtiğini biliyorum.Hayatınızda birçok şey değişti.Buraya uzun zamandır kimse yazıyor,kimse ilgilenmiyor.Birşeyler yazılsa bunun kimseye zararı olmaz gibime geliyor.İplik makarası gibi aramızdaki ilişkilerin çözüleceğini hepimiz en başından beri biliyorduk ama basit olan bunu bilip,gerçekleştirmek.Eğer istersek bunu tersine çevirebiliriz.Hepimizin birbirimizden zevk almadığı anlar olmuş olabilir.Anlaşamadığımız noktalar,tartıştığımız konular muhakkak var ama bu bir engel teşkil etmemeli.Hepimiz birer yetişkiniz artık,kendi düşüncelerimiz,dünyalarımız var.Ben diliyorum ki bu koskocaman dünyanızdan bir parçanızı ayırın ve bu sayfada yayınlayın.Bunun hoşunuza gideceğini biliyorum, bu bir ilk olmayacak.Umarım beni anlarsınız.İlk adımı ben atacağım.Kendinize iyi bakın.Görüşmek üzere.

MERVE ARCASOY

19 Ekim 2008

bu savaşa kim şiir yazacak?

Fazıl Hüsnü Dağlarca...
Sen bilemezsin benim 3. sınıfta nasıl heyecanlandığımı 10 kasım anma töreninde.O gün benim saçımda beyaz geniş bir kurdele vardı.Annem firketeyle tutturmuştu bu beyaz, geniş, parlak yüzlü kurdeleyi.Sesim nasıldı acaba? Şimdiki gibi miydi acaba? Kalbim duracak gibiydi.Çok büyük bir sorumluluktu bu. Kürsünün tam yanında duruyordum.Bir kasım ayı, çok soğuktu. Ama törendi bu, mont giyilmezdi.Ben de giymemiştim zaten...Çok üşüyordum, bacaklarımın arasından rüzgar geçiyordu.Bir elimde şiir bir naylon gömleğin içinde, etrafa bakınıyordum, sıramı bekliyordum. Şiir çok uzundu. Upuzun bir şiir. Ben ezberlemiştim ya neyse...Çok korktum.Merve Acarsoy dediler.Eyvah benim bu dedim ...Mikrofonu nasıl tuttuğumu bile hatırlıyorum.Elimle dokunuyordum mikrofona oysa o zaten sabitti.Yüzmeyi ilk öğrendiğinde su üstünde kalmak için boynunu dışarda tutarsın ya hani, çeneni dışarı çıkarırsın öyle bir şeydi işte.
Hata yaptım mı hatırlamıyorum, durakladım mı hiç hatırlamıyorum. Tek hatırladığım çok güzel olduğu ve çok alkışlanmış olmamdı. Ben küçükken veliler gelirlerdi törenlere ve gerçekten gözyaşı dökerlerdi inanmazsınız...Başarmıştım.Kalbim ağzımdan çıkacaktı.Bitmişti.Ben alkışlanınca , iltifat edildiğinde bana donar kalırım.Tepkisiz sessiz sessiz gülerim içimden. O zamanda gülmüştüm içimden.Bitti ,yaptım demiştim.
Ben Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın şiirini üç kere ilkokulda, bir kere ortaokulda ve bir kerede lisede okudum.Hep aynı şiir.Hep Elif in kağnısının öyküsü ve öküzler.Ağlamak gelirdi içimden bazen. Dua gibi birşey olmuştu artık benim için.
Ben artık törenlere çıkıp şiir okumuyorum.Şiir de okumuyorum zaten. Okuyamıyorum. Şiir kitabı da almıyorum.Alamıyorum. Ama bugün düşündüm. Peki kim savaş şiiri yazacak?
Kim ölen bu çocuklar için şiir yazacak? Ve ben nasıl onlara yazılmış şiirleri okuyup ağlayacağım onların ruhlarını ve benimkini nasıl besleyeceğim? Kim anlatır ki üç beş çocuğu? Annelerinin yanından ayrılmış, belki kola içip hamburger yiyememiş, belki hiç bir kızı öpmemiş bu çocuklar için kim şiir yazar? Geceleri soğukta ne yaparlar bu kürt türk çocuklar? Bu esmer ,kara çocuklar? Belki hiç sarhoş olmamışlardır, hiç sevişmemiş, hiç sevdikleri kıza seni seviyorum diyememişlerdir. Kim anlatacak onların savaşını? Onların bizim için can verdikleri bu adsız savaşı ...Savaş kötü ,savaş kötü, savaşmayalım, barış olsun, barış güzel ...Tamam da b u savaş ne zaman biter? kimi vurmalı? kimi dövmeli, kime işkence etmeli, kimi sürmeli, kimi patlatmalı bombalarla? istanbul u patlatalım, izmir i yakalım, ankara yı yağmalayalım. ama bitsin bu savaş. bayramlar, bayram ertesileri hep savaşlar olmasın artık. kara çocuklar ölmesin. çocuklar hamburger yiyip kola içsinler.reklamlarda gördüklerini alabilsinler. bir değil bir sürü defterleri olsun ve Fazıl Hüsnü Dağlarca okuyabilsinler. Törenler olsun Atatürk ü anma törenleri ve kürt çocuklar onu ve onun yanında can veren türk, kürt, ermeni, çerkez vatandaşlarımızı anabilsinler. Törenlerde yoksulluğu anlatsınlar, açlığı kurtuluş şsavasındaki ve nasıl kovduğumuzu düşmanı ...bu allahsız, kitapsız zavallı bilim kurgu kurbanı gavurları nasıl kovduk biz burdan...Urfa dan maraş tan antepten nasıl attık öteye daha öteye...izmir nasıl türk oldu? nasıl gönderdik? daha çok şiir daha çok anı, hatıra yazısı olmalı, Ata nın sözleri hani her kurşunkalemle yazdığımız o sözleri yazalım, altını kırmızı kalemle çizelim, gerekirse yanına yıldız koyalım ,okuyalım.burda düşman yok düşman bu toprakta değil, düşman uzakta daha soğuk ,az güneş gören yerlerde. düşman incirin, nar ın , kayısının, çayın olmadığı yerlerde. düşman sıcakta, deniz kıyısında, bizim bembeyaz dağlarımızda olamaz.kandil dağı düşman olamaz. düşman kekik çıkmayan dağlarda, köpeklerin gel dendiğinde gelmediği yerde...oradaki çocukların saçları siyah olmaz, kıvırcık olmaz.oradaki çocuklar çok şeker ve çikolata yer.ama bizim burda çikolata yiyemez çocuklar. Kandırmasalar esmer çocukları, vermeselar ellerine silah.onlarda okuyabilse.İstanbul u görebilse...Ve denizi görebilseler. biraz deniz biraz dalga , martıları görseler.yürüyen yürüyen masum istanbulluları, fakir istanbulluları görseler.biz değiliz düşman, biz düşman olamayız. biz de sizin gibiyiz. biz de sizinle aynı ezanı dinliyoruz, aynı çayı içiyoruz. bizi değil , biz sizinle birlikte düşmanı kovalım burdan. kitaplardan, yasalardan, mahkeme kararlarından düşmanı, avrupa denen bu düşmanı kovalım içimizden.
MERVE ARCASOY

12 Ekim 2008

AKTÜALİTE

Aktüalite dediğimiz şey, günlük günü gününe takip edilen güncel haberlerdir.Aktüeliden kasıt intellektüel haber değildir.Öncelikle bunu belirtmek isterim.Ve de buradan günümüz haberlerine...
En çok dikkatimi çeken şişli de yakalanan Ezgi kod adlı pkk militanıdır.Kendisi şişli de yüklü miktarda patlayıcı maddeyle yakalanmıştır.Birkaç gün öncesine kadar Gaziosmanpaşa da görülmüş, sığındığı evi gizlenmek amacaıyla kullanmıştır, kimbilir belki plan yapıp katliamını programlamaktadır.Ezgi kod adlı pkk militanı ve militanın da ötesinde bir terörist olan bu şahıs korkunç bir katliamın uygulayıcısıdır.Bu genç pkk lı belki de istanbul un en şık semtlerinden birini içinde barındırdığı güzel insanlarıyla imha edecekti bugün yakalanmasaydı.Hamile giysisini kamuflaj olarak kullanmıştır.Ne acıdır bir hamile giysisi o bir anne giysisidir, doğmamış fakat var olan bir kişiyi taşır anne.Anneler çocuklarını dünyaya getirirler ve bizim ülkemizde bu doğan çocuklar üçer beşer pkk kurbanı oluverirler.Böyle bir sınıf vardır Türkiye de kaybedenler sınıfı, hakları olmayan fakat sorumlulukları olan bir vatandaş sınıfı.Onlar oy kullanırlar vatandaşlık görevlerini yerine getirirler fakat hak hukuk onlara onların köyüne cenaze arabalarına uğramaz.Onlar da yakında unutulur birer mezarlık iki istiklal marşı, biraz çelenk ve takım elbiseli insancıklar birer uçağa atlar gelir bu köye bu köycüğün cenazesine ve ^^ Başınız sağolsun^^ denir.Yaşama hakkı, düşünce özgürlüğü...Pkk sorununa çözüm bulmak bana düşmez.Ben bilmem.Karşımızda bir devlet olmaksızın nasıl masaya oturabiliriz??? Ya da şöyle diyeyim lanet olsun içimizdeki devlet kurma aşkına!
Ekonomik kriz...Dolar çok yüksek değil diyor Sayın Başbakan.Öyle diyorsa öyledir.Yaşasın Atatürk! Yaşasın İslam! Tekbir Allah! Laiklik evet evet onu da söyliyeyim, Yaşasın laiklik! Lanet olsun capitalist sistemin demokrasisine, eğitimsiz demokratik seçmene, müslüman olup laik olunmaya...
Ergenekon...
Susurluk davasını ve bunun gibi birçok olayı bilmediğim gibi bunu da bilmiyorum.Tek bildiğim öyle birşey olmadığıdır.Olduğuna inanlara da acıyorum.Çünkü '' yaa tabiiki var Merve ! '' diyenlere de gerizekalısınız diyorum.Ergenekon dan ötürü içerde olan askerlere de Ahmet Kaya'dan Şu metrisin Önü türküsünü armağan ediyorum.
Bu pembe lapsüs sayfasına yakışır tek haber ALTIN PORTAKAL ın yapılıyor olmasıdır.TEk uluslar arası sinema ve oyuncu organizasyonu sanırım tam emin değilim.Sanatçılarımız kendinilerini hollywood starı hissetsinler , hakedenler var arada. Umarım iyi bir film ödül alır. Ve de spikerler ingilizce konuşurken saçmalamazlar.
Hrant Dink davası da kabak tadı verdi.Onun gibi hayatını kaybeden yüzlerce insan var. Onu düşüncesi bizim asıl problemimiz olan siyasi sorunlarımızla alakalı değildir.Evet o farklıydı, tamam doğruydu ama yeter. Baktınız halk benimsedi medya da doladı ağzına Hrant da Hrant...
Biraz da Mustafa , Ahmet , Mehmet diye yürüyün, mum yakın. Ya da daha çok majoriter olan Şiyar, Baran, Azat diye yürüyün.
Ne olduysa oldu Hrant Dink davasında... Aman şok gelişme...
Şanlıurfa’nın Suruç İlçesi’nde, DTP tarafından ’Kürtçe Dil Eğitimi’ isteğiyle sokakta düzenlenen eylemde küçük çocuklara Kürtçe eğitim verildi.Çocuklar harflere kelime örneği verilmesi istendiğinde, K’ye ’Kürdistan, G’ye ’Gerilla’, N’ye ’Nevruz’ şeklinde karşılık verdi. Eylem, Dikili Mahallesi’ndeki DTP Suruç İlçe Başkanlığı’nın önündeki sokakta gerçekleştirildi. İlk ders öncesi yaşları 6 ile 12 arasında değişen çocukların sık sık zafer işareti yaptı.
Benim hiç gitmediğim memleketim olan Urfa nın Suruç 'u ...Ne diyebilirim ki...İnsanların Barselona ya da Perpignan da ne kadar katalanca konuşma hakkı varsa onların da o kadar Kürtçe konuşma hakkı vardır.Tıpkı bir Karadağlının ( ki onların bir devleti var) Belgrad ta Karadağca konuşması gibi...
Bodrum’un Mumcular Beldesi’nde turizmci 19 yaşındaki Reşat Ağır’ın evinin bahçesindeki 9 aylık Alman Kurdu Lisa, av tüfeğiyle vurulmuş bulundu.Dün sabah saatlerinde meydana gelen olayda, Reşat Ağır’ın evinin bahçesindeki Alman kurdu Lisa’ya çok yakından ateş edildi. Silah seslerini duyarak dışarı çıkan Ağır, köpeğini kanlar içinde buldu. Ağır’ın otomobili ile Bodrum’daki Atlantis Pet Hospital’a getirerek tedavi altına alınmasını sağlandığı Lisa’ya ilk müdahaleyi veteriner hekim Rami Özer yaptı. Lisa’nın karnının sağ tarafından giren av tüfeği fişeği ve yaklaşık 200 saçma çekilen röntgende tespit edildi. Özer, köpeğin karnındaki fişeği çıkarmasına rağmen vücudun tamamına yayılan saçmaları çıkaramadı. Kanaması kısmi olarak durdurulan Lisa yaşama mücadelesi veriyor.
Ağlamamak elde değil...Tek istediğim Heidi gibi kırlarda , hayvanlarımla koşabilmek ve de kışın çam ağaçlarının da altında yatabilmek karlı günlerde...Köpeklere sarılarak yuvarlanmak ve köpeklerle konuşmak...Benim küçük güzel ayşem gibi yüzlerce insanımsı köpeklerle birlikte olmak...
N.B: Urfalı olmak kürt olmak demek değildir, Kürt değilim, olsaydım da bundan yana sıkıntı duymazdım.
MERVE ARCASOY

05 Ekim 2008

Hayat Güzeldir

Hayat güzeldir
Temizlik malzemeleri varsa evinde bir pazar günü,
Viledanın sopası laçka olmadıysa henüz,
Su dolu kovayı merdivenlerden çıkarırken
Takılıp düşmüyorsan eğer,
Elektrik süpürgesinin hortumu hala yerindeyse
Saç tellerin yerlerde değilse artık
Çay demleyecek bir de çaydanlığın varsa
Hayat güzeldir
Ve de temizlik imandan gelir.

Merve Arcasoy
Nota Bene: Eğlendim!


Her Şey Sende Gizli
Yerin seni çektiği kadar ağırsın,
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın,
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin,
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün,
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kâr sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
....................

Can Yücel
Koyan: Merve Arcasoy

ESKİDEN BİLMEZDİM YALNIZLIĞI


Eskiden bilmezdim yalnızlığı
Bir ağaç nasıl yalnız değilse ormanında
Bir çiçek kendi dalında
Eskiden bilmezdim yalnızlığı
Yalnızlığın içinde
Şimdi yalnız, yalnız mıyım
Kopuk muyum dalımdan
Uzağında mı kaldım ormanın

Yılmaz Güney
Koyan:Merve ARCASOY

26 Ağustos 2008

Lapsus un ölümü

farklı hayallerle baslamistim belki de biraz saf ama inançlı adımlardı. kime mi cevremdekilere onlara inanmistim. gereginden fazla oldugunu zamanla anladim. onemsizdi ya da anlamsizdi kimilerine gore ama benim icin degildi.

hayalperest cocuk. egoist bir kurt. bencil bir keçi. sorgusuzca suyun ustune cikan zeytinyag. ozguvensiz bir paradoksi kurbani surrealist kadin. emrivaki ayaklar. cevredekilerini anlamak istemeyen kendini affettirmesini bilmeyen kendi hatasini kabul etmeyenler egonun yuksek tepelerinde gezinen serceler. samimiyetsiz lapsus tetra.

benim bunlarla isim yok

buse icin lapsus-sp devri kapanmistir!...

29 Temmuz 2008

recep ivedik neden tuttu?

Yıldırım Türker
17/03/2008 (18828 kişi okudu)
Şimdi anlıyor musunuz, 'Recep İvedik' filminin neden 3 milyon kişi tarafından izlenip rekor kırdığını? Ama zaten biliyordunuz, değil mi? Sulukule'yi yıkıyorlar. Dünyanın kılı kıpırdamıyor. Yalnız bir avuç insan, insan olmanın kendilerine dayattığı azim ve inatla orada, dozerlerin önüne çıkmaya çabalıyor. AKP'nin kalkınma hamlesinde küçük bir adım. Çingenelerin gözden ırak, cehenneme direk edilmeleri. Esmer vatandaşlar. Herkesin ağzına küfür olmuş adlarıyla, farklı bir hayatı, farklı bir varoluşu hatırlattıkları için, yoksul oldukları için, kayıtları eksik, vatandaşlıkları tartışmalı olduğu için, zaten kimsenin umurunda olmadıkları için, sokağa dökülüveriyorlar. Çoluk çocuk oturmuş, evlerinin yıkılışını seyrediyor. Bu bir temizlik harekâtı. Temizlik imandan gelir, biliyoruz. Çingeneleri üçkâğıtçı, hırsız, ahlaken büyümemiş insanlardan oluşan bir tür olarak gören, onlara uygulanan ayrımcılığın ayrımcılık olduğuna bile akıl erdiremeyen 'safkan kültürü'nün esirleriyiz hepimiz. Onları dağıtmanın, onca yıl taş üstüne taş koyarak oluşturmuş oldukları hayatı yerle bir etmenin kimi etkin çevrelerce temizlik olarak görülüyor olması, otoritenin projeyi uygulama konusundaki rahatlığının garantisi. Biz burada sıcak evlerimizde şarkılı türkülü Çingene dizilerini kahkahalarla seyrederken Sulukele'den gelen yıkım gürültüsünü işitemiyoruz. Ama zaten hayatımız korkunç bir gürültü keşmekeşi. Sulukulelilerin evlerine önceden atılan çarpı işaretlerini gördünüz mü? Böylesine incelikli bir üslup ancak Çingenelere reva görülürdü. Bir gün uyanıp evinizden çıktığınızda kapınızın, pencerenizin üstünde kırmızı bir çarpı görseniz... Hepimize İvedik 'get leyn'i çekiliyor da kimilerimize bir de tekme. En güldüreninden. Kapılarımıza kırmızı çarpılar; yakalarımıza, yakındır, birer kokart. Çingeneler, böylelikle aile albümümüzden hoyratça siliniyor. Oh. Laikçi-dinci-militarist-liberal bir rahatlama. Öte yandan Tuzla'da hâlâ işçiler yaralanıyor, işçiler ölüyor. Her gün, savaş skoru takip ettiğimiz gibi gazetelere bakıp, o gün ölen-yaralanan kaç işçi var, öğreniyoruz. Tuzla tersaneleri bir iş yeri değil, afet bölgesi. Taşeronlar tarafından pazarlanmış işçiler korkunç bir maceraya, ölümcül bir safariye çıkar gibi gidiyorlar işlerine. Üç kuruş kazanabilmek için. Onların asla engellenemeyen ölümleri bunca gürültü içinde hiç de kıyamet koparmıyor. Onlar vasıfsız, yurtsuz işçiler nasılsa. Köleler. Alınlarında kırmızı bir çarpının gölgesiyle doğmuşlar. Gözlerimizin önünde birer birer ölecekler. Şehit bile olamadan. Ama bu memleket asla sarsılmayacak. Bu milletin hiçbir bakanı koltuğundan olmayacak. İş, durmayacak. Yeni sosyal güvenlik tasarısında hırçın Başbakan'ın pek gurur duyduğu bir maddedir mutlaka. Artık onların eğitiminden taşeronlar değil, asıl işveren sorumlu olacakmış. Güzel. Kimin sorumluluğu altında ölecekleri belirlenmiş oluyor böylelikle.
Sosyal güvenlik Doğal olarak Recep İvedik'e gülen milletimin Başbakanı işçileri, memurları 'yalancı' ilan edebiliyor. IMF'nin dayatmasıyla hazırlanan yeni pakette öyle kahkahalık tekmeler, öyle koprofilik espriler var ki. Her alanda sendikalılaşmaya vurulan darbeler sonucu büyük bölümü kimsesiz kılınmış işçi-emekçilerin artık, kalkınma adına, köleleştirilmeleri gerekiyor. Kalkınma adına, ülkenin geleceği adına, elbette ilk gözden çıkarılacak olanlar onlar. En güçsüz, en korunmasız, en muhtaç. Bu paketin kanımca en çarpıcı yanı, mevsimlik işçilerin tamamıyla ve resmi olarak yok sayılması. Hani kamyonlara mal gibi doldurulup bir kısmı yollarda telef olan, çadırlarını jandarmanın beklediği, kırsal kesimdeki yoksulların en yoksulu olanlar. Kendi topraklarında doyamadıkları için kamyonlara doldurulup memleketin öte ucuna çalışmaya gidenler. Yerinden edilmiş olanlar. Hayvancılıkla, toprakla uğraşamayanlar. Üretebilseler, bunu satabilecek mekanizmalardan yoksun olanlar. Hani 'ora' diye bildiğimiz Güneydoğu'nun Başbakan tarafından tanıklıkları geçerli bulunmayan aç Kürtleri. Sayıları kayıtlara göre 190-200 bin civarında. Ama tarım sektörü uzmanları, mevsimlik işçilerin ailecek çalıştıklarını, çocukların da çalıştığını, kayıt dışılığın yüksekliğini hesaba katarak, bu rakamın gerçekte bir milyona yakın olduğunu tahmin ediyor. Yeni kölelik tasarısına göre senede 5-6 ay çalışıp yılın kalanını işsiz geçiren mevsimlik işçilerin emekli olabilmesi söz konusu değil. Yani yaşlanıp iş göremez hale geldiklerinde efendileri tarafından 'get leyn'lenip beş parasız azat edilecekler. Yeni yasa tasarısı, tedaviye ulaşabilmelerinin de önünü kesiyor. İşsiz kaldıklarında devlet hastane kapılarında onlara 'get leyn' diyecek. Kölelerin, hayatı beş para etmeyenlerin, gürültüden işitemediğimiz, keçeleşmiş vicdanımızda yeri olmayanların sonunun geldiğini şimdiden duyuralım. Başbakan, içimizi ferahlatmak için bu uygulamalara daha çok vakit olduğunu, kazanmış olduğumuz hakları kaybetmeyeceğimizi tekrarlıyor. Hiç hak kazanamamışlar zaten kimin umurunda?
Aynanın iki yüzü Başbakan İvedik'in DTP ile görüşmeme nedenini açıklaması da gürültü arasında kaynadı gitti. Bu memleketin başbakanı olarak PKK'yı terörist ilan etmeyenlerle görüşmeyeceğini belirtirken gurur şişinmesinden yüzü takallus etmişti. Oysa bu arada Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı DTP'lilerle görüşüyordu. Ucuz fırsatçılığının hiçbir temeli de yoktu. PKK'ya terörist demeyen Putin'le koyun kucak olup Meclis'e yüzbinlerce oy alarak girmiş milletvekilleriyle görüşmeme çalımını kimse yutmazdı. Başbakan, yüzünde Recep İvedik asabiyeti, Komiser Clouseau ciddiyetiyle Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nde de Türk kadınını üçer çocuk doğurmaya memur etmişti. Nasılsa gururla sunduğu yasa tasarısında çocuk işçi çalıştırmak da kolaylaştırılıyor, çocuk suiistimali yasalarla güvence altına alınıyordu. Kadınların da çocukların da yeri böylelikle belirlenmiş oluyordu. Erdoğan, orduyu kazanmış olmanın verdiği küstahlıkla işçi ve memuru karşısına alma cüretini de gösterecek, ortalığı gürültüye boğacaktı. Ama bu kez de gizli ortağı, kankası laikçi Cumhuriyet neferleri anında yardımına koştu. Danıştay Başsavcısı Çölaşan hanım, darbe ve urgan methiyesiyle sivrilerek, olacakların haberini veriyordu belki de. Yargımızın önde gelen bir temsilcisi demokrasi düşmanı bir demeci böylesine rahatlıkla kamuoyuna postalıyabiliyordu. Sonra da ufkumuzda Yekta Güngör Özden'lerin, Vural Savaş'ların bir süredir boş kalmış postunu doldurmaya yeni bir kahraman belirdi. Yargıtay Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, bombasını patlattı. AKP'ye kapatma davası açtı. Böylelikle sözde mücadeleleriyle birbirlerini sürekli besleyip azmanlaştıran iki güç arasında kaldık yine. Gerçekten de böylesine asap bozucu, böylesine zeka özürlü bir komediyi hak ettiğimize inanmak istemiyorum.

25 Mayıs 2008

NBC

Hep diyorum bir çok şeyin başı önce sanat hatta sinema çünkü bir çok sanat alanin toplandiği bir dal 7. sanat hepsini kapsayan iste sinemada saklı bulamadiğimiz ilaç...

İnsan uzaklarda olunca daha da mi etkileniyor acaba? Yok yok türklüğümüzü daha iyi hissetiğimiz belkide daha iyi keşfettiğimiz için mi?

Assesment zamanina yakin bir süre projeleri düzeltmek ile kafami yoruyorken bu sözlerle kaybettim kendimi;

"i dedicate this prize to my lonely and beautiful country which i love passionately"

gözlerimi dolduran hatta hüngür hüngür ağlamama sebeb olan Nuri bilge Ceylan'a tebrikler ve saygılar.

Bu filmde emeği geçen herkese de teşekkürler, Türkiye'nin adını yine güzel bir sekilde insanlara hatirlatildigi icin...

Tutku ile sevdiği güzel ve yalniz ülkesine bu ödülü adıyor en iyi yönetmen nuri bilge ceylan

20 Mayıs 2008

işte başımın ağrıdır an...

Bedenin sınırlarını aşarak, kaygı nedir bilmeden, dışa vurumdur özü.

kirletmecem
varlığımın temiz bir boyutu olucak o, yeri geldiğinde paylaşacak başkaları ile tozlu parkeleriniden sahnelerin...

Korku dolu, yürek kalmayan bu dünyadan kaçmak için el sürülmemiş, bana özel. Hala kalbi olup atabilen bir yer...

bir tek el kıvırmada, bit rek gitar tınısında hissediyorum.

özledim sanırım...

var olabilmeyi

http://www.youtube.com/watch?v=100uRHytjzk
(izleyin lütfen - bu yazi bu videoyu izledikten sonra yazilmisitir)

Buse

08 Mayıs 2008



Bu cumartesi günü mezun olduğumuz lisemizin peynir ve şarap günü varmış(!).
Eleştireyim biraz.hiçbir zaman peynir günü organizasyonlarından tatmin olmadım.adam gibi elleri ceplerine gidip te olması gerektiği gibi bir peynir günü yapılmadı.he ne olur sanki yapılsa,yapılmasa nolur? Hiç de bir şey olmaz…imkanı olanlar vakti olanlar gitsin ve gitmek isteyenler…
Bir yıl içinde ne kadar çok değiştiğini anlıyorum artık.okul arkadaşlarımın nasıl da değiştiğini…facebook tan herseyi takip edebilir insan.her ne kadar çok vaktim olmasa da facebook la ilgilenmeye görüyorum ister istemez.çok şaşırdığım şeyler oluyor,çok üzüldüğüm bazen de çok güldüğüm…herkes bir şekilde yaşayıp gidiyor.en azından herkesin bir hayatı var.iyi kötü herkes kararlar vermiş.bazıları ise karar vermemeyi kendine karar edinmiş.bir de böyle deneyelim demiş.çok gençciz daha ama 35 yaşa çok da fazla zaman yok.20 yiz artık…bazı annelerin doğum yaptığı yaş,bazılarının üniversite de dirsek çürüttüğü amfilerde bazılarının da sabah 8 aksam 9 çalıştığı yaş…zaman çabuk geçecek…hiç meraklanmayın…gün gelicek facebook dan doğum,evlilik haberleri alacağız…
Herkes kendisi için en iyi olanı yapıyordur umarım.herşey yeri ve zamanında güzel,anlamlı…beş yıllık bir dönemdi…bazılarımız o kapıdan transit geçti elleri diplomasız.bazılarımız diplomalı ama güzel anısız,bazılarımız kenar köşede sessiz sessiz misafir misali oturup kalktı.
Artık kimse çocuk değil.zaman aklı başta tutmanın zamanı.boş hayallerden kimseye fayda gelmez…zaman sadece bizler için var.uyuklamanın ,kararsızlığın kimseye faydası olmaz.çok abla(!) gördüm karar vermemiş ve de kararsızlıktan tökezlemiş…kimse öyle olmasın…
Elbette ki yerimizde saymamalıyız ama başkalarına özenip de kendimizi de kaybetmemeliyiz.türk türktür,Fransız Fransız,Amerikalı Amerikalıdır,belki de Tibetli Tibetli(!)…
Özümüzü unutmamalı bize yapılanların karşılığını vermeliyiz.elbette bazı borçlar asla ödenmez.bunu ailesi olan bilir.ailesi olmayan da kurduğunda anlayabilir heralde ne demek olduğunu…hayat alım gücünden,pembe hülyalardan,Fransız modasından,amerikan rüyasından,İtalyan marka ayakkabıdan ibaret değildir ama düzensizlik ,salaşlık,boş komünistv hayaller ,lüzumsuz çekişmeler,küçük laiklik hikayeleri de değildir.hayat belki de gregoire samsa nın dönüşüm sabahındaki birkaç saattir ve bu birkaç saat çabucak geçebilir.
Kimse sizi unutmayacaktır.yıllar gececek ama yaptıklarınız her zaman anılacaktır.iyiler biraz zor duyulur ama kötüler…
Biliyorum çok zor bir denge kurmak…türk olup yabancı yerde yaşamak ve de çok şey öğrenmek hele hele İstanbul de yaşamış olmak çok ağır bir yük…meşakatli bir yol bizimkisi .
Dikkat edip yol kenarında stop ettirmemeli insan kalp denen şu ruh taşıyıcısını ve de beyin denen şu çıfıt çarşısını…
İsyanlar,inatlar boşuna…yalnız yaşayamazsınız,tanrı yı hiçe sayamazsınız.ben üzülmüyorum mutluyum diyemezsiniz.bu yol tek şerit değil çünkü…bu bir Ankara İstanbul yolu kadar ortalama değil…bir bodrum dönüşü hiç değil.
Normal insanlar gibi olmalı ,okumalı ,çalışmalı,evlenmeli,biraz daha yaşamalı ve ölmelisiniz.
Gerisi kimseye mutluluk getirmez…getirmeyecektir…
MERVE ARCASOY

06 Mayıs 2008

shine.

You’ll never see my eyes looking at yours,
My hand holding yours,
Never hear my heart beating close to you,
Never see this smile upon my face shining for you.
Cause, never will you try and make me.
Never you will take me.
Not that you don’t want me,
But because i won’t let you,
Get me down, get over and done.
With me.
So never will i let you,
See this face of mine,
Shine.

05 Mayıs 2008

yine...

gözü yaşlı ben yine karşınızda...

burada havalar gittiikce guzellesiyor sonunda yaz sicaklarini ingiltere nin korku dolu gri bulutlarina karşı seyre dalacagiz :))

sabah alisveris yaptim maksat bir iki parca bir seyler alip rahatlamak yeni gelen mevsimin verdigi anlik sevinc ile gecici bir sekilde mutlu olmak.

cumartesi gunu buradaki tek turk arkadasim zeynep'in dogum gunun kutlamasindaydim, aslinda erken bir kutlamaydi bu malesef kucuk bir ameliyet olayindan dolayi erkene almisti bu kutlamayi :) pek sevimli kucuk bahcesinde toplandik yerlerde oturduk mercimek kofteleri börekler neler neler yedik :) bir an dusundum etrafimndakiler kimler ben neredeyim... hayat nasil bir sey, bize neler yasatiyor, aklimin ucundan bile gecmeyen seyler bambaska insanlar bambaska hayatlar, bakislar, gülen yüzler... hepsi cok iyi insanlar, buradakilerce barbekü kanımca halis muhlis mangal daki et kokusu ile hafif ciseleyen yagmur ile güzel bir cumartesi oglenden sonrasiydi.

aksam cagdas dans gosterisine gittim o da ayri guzeldi bi baktim ne akdar yasli var etrafta, turkiye de ise hayatta izlemez o yastaki insanlar boyle modern isleri... aklima mart ayinda londra da duzenlenen flamenko festivali geldi yaklasik 1.5 saatte bitti program rafaela carrasco guzelmiydi oo superdi :) cagdas flamenko adina harika bir eserdi fakat o seyirci beni oldurdu nasil bir durgunluk nasil bir hissizliktir boyle, bu adamlar öküz baska bir deyisi yok dedim bir bis icin alkis mi dersin bir ki islik mi yok perde kapandi bir kere selamladilar ve dagildi herkes soke oldum ya bu flamenko nerede fiesta nerede o cosku nerede o duygular hani duende yi yakalamaya calismicak miydik? bu insanlar ne anlar dedim kendime, bir cingenenin ruhundan bir akdenizlinin sicakligindan gelen disavurumdan ne anlar bunlar!

sessiz ev... hoparlörden geliyor sevval sam'in sesi...

yalniz sanat yabanci soguk sicak ama sakin daginik bikkinlik ama biraz istek onemsizce yapilan gelecek düsünmekten yorulmak anlam verememek yaptiklarima yorulmak hersey fizik adina amac var ile yok arasinda bilmem ki mutlu ya da mutsuz korku dolu yok yok biraz cikolata biraz cay ne olur bilmem ki kos kos nereye kadar yaktin mi o kalorileri nolucak senin bu halin kimse anlamiyor ki kimin icin ....

bazen aramiyor degilim hani sicak bir gülüş sadık bir omuz hani arada başımı koymak icin...

Buse

21 Nisan 2008

dönüş

Döndüm, cumartesi öğle vakti vardim brighton'a. Hüzün ve sevinç arasinda gidip gelen ruh halim abimi evin kapisinda gorunce sevinç ile bütünlesti.

üzgündüm her tatil gittigimde turkiye, ulkem daha da kotulesiyordu. İlk defa kendimi guvensiz hissettim sokaklarda yururken hep turk milleti soyledir boyledir yok yabancilarin yaninda bizler soyleyiz diye cumleler kurardim hepsi mazide kalmak uzere. Bir kadin olmanin daha da zorlastigi bir ulke oldu artik turkiye. Pippa Bacca nin irzina gecildiginde andaki her cirpinisini damarlarimda hisseder oldum o gazete baslikliklarini okuyunca bir kadinin basina boyle bir sey gelmislik degil ulkemizin imajina takik olan insanlarin varligi bu cırpınıslari daha acili hale getiriyordu.

Aklimdaki sorulara netlik kazandiran cevremde dusunen insanlarin varligini hissettiren sp ziyaretinde ise ümitsizligi hayal kirikligini hissettim. Hocam diyordu sen hani cumhuriyetten bahsediyorsun gitti elden gitti diyordu...ne yapiyoruz ne yapacagiz peki biz nereye gidiyoruz diye düsünerek gözlerimdeki yaslara engel olmadim.

Evim neresi bilmiyorum... gercek evim diye dusundugum yerin ev olmaktan cikma tehlikesi korkutuyor beni, peki buralar .. ben ne kadar istesemde ugrassamda buraya ait olmayacagim ait de degilim olmak istiyor muyum sanmiyorum. Yolda yürüken baktigim zaman cevreme aklima m.a.ersoy un o misrasi geldi medeniyet dedigin tek disi kalmis canavar ...

iste ben bu canavarin kurbani olmaktan korkuyorum

Buse

14 Nisan 2008


TÜRKÇE
Anayasa hukuku notlarını temize çekiyordum.canım sıkıldı ve bana bir şeyhler oluyor adlı oyunu izledim internette Yılmaz Erdoğan’ın ,yani nam-ı diğer Şeyh Sait in torunun kürt asıllı türk eşi oyuncu-senarist Yılmaz Erdoğan.
Altan Erkekli ne kadar da güzel konuşuyordu.Ne kadar da güzeldi Türkçe.kimin dilidir bilinmez Türkiye denilen ülkecik de yaşayan yaşamaya çalışan insanların bazılarının kullandığı hayır çoğunun bildiği kullanmaya çalıştığı dildir Türkçe.benim Fransızlara anlatmaya bile tenezzül etmediğim bana göre çok güzel bir dil kulağa hoş gelen,kelime haznesi az olan dil.ne kadar güzeldir halbuki her bölgede …babamın halası Naciye halanın kullandığı Türkçe ayrı güzeldir.dedemin kullandığı dil ayrı güzeldi mesela.kimsenin bilmediği atasözleri vardı onun dilinde o da Türkçeydi ama.dinlemekten en çok zevk aldıklarım kimler diye düşünüyorum şuan .mesela Bülent ortaçgil in kullandığı dil muhteşemdir tam öz Türkçe dir.müjdat gezer in şiirlerini başka bir dilde hayal edemiyorum,imkansız olur böylesine hissetmek çünkü.müzeyyen Senar başka bir dilde hayal edilemez.atatürk başka bir ülkenin evladı olsaydı ,gene bir halkı kurtarsaydı ama başka bir dilde konuşsaydı nasıl olurdu olur muydu?
O kadar seviyorum ki Türkçeyi aslında.en ağdalı halini bile seviyorum bazen anlamasamda seviyorum.yahya kemal Beyatlı yı sevmesemde seviyorum şiirlerinin dilini.mesela trt1 deki ressam bob ross un anlatımının Türkçe çevirisini çok seviyorum mesela.şener şen i her halindeki Türkçe sini seviyorum.uğur yücel in urfa ve Karadeniz şivesini hiçbir Fransız aksanına değişemem mesela.genizden konuşulan kulağa ilkin Arapça gelen ç lerin ve h lerin çok olduğu urfa şivesini çok seviorum.hiç bir yabancı anlayamaz bunu anlayan çıkarsa da çok nadir mösyö rafael gibi şahsına münhasır kişiler anlayabilir.aşkı,sevdayı,sevgiyi ayırt eden tek dildir belki de Türkçe .hayatta en çok sevdiğim kitap olan fedor amca yı Rusça okusaydım bu kadar sever miydim bilmiyorum.kitaplarda gezdiğim bütün şehirler ve semtler Türkçe olunca güzel belki de.türkçe hayal kurmak ve hatta Türkçe rüya görmek başka dillerdeki gibi olabilir mi?mesela Müslümanlık ancak iki dil de olabilir benim için:ya Türkçe ya da Arapça.Allah beni sadece Türkçe konuştuğumda duyar zaten onunla başka bir dilde konuşulunamaz bana göre.mevlütlerin sonundaki dua başka dilde edinilemez.trt 1 başka bir dilde seyredilinip sıkılınılamaz.zeki müren başka bir dilde şarkı söylerken göz süzemez örneğin.mesela 10 kasımda başka dilde gözleri dolamaz insanın.29 ekimde başka dilde böbürlenilemez bana göre ben her 29 ekim böbürlenirim de nedendir ben de bilmiyorum elimde değil.

Deprem kelimesi 300000 kişi demektir Kocaeli yarımadasında mesela iki hecede söylenen.üç hece de ayağa kaldırır insanın Atatürk sözcüğü sevsen de sevmesen de.ankara deyince sakin yorgun takım elbiseli erkekler belediye otobüsleri Ankara simidi akla gelir ve Ankara yüzbinlerce sözcük ifade eder bir sözcükte.

Bütün olup bitenleri bir kenara atıyorum.unutuyorum hepsini,gözlerimi kapatıyorum.istanbul u düşünüyorum.istanbul başka hiçbir dilde gerçek İstanbul u ifade edemez.belki de bu yüzden adı İstanbul constantinople yerine.istanbul un içinde efendi kelimesini,efendi de şapka yı ,beyi,hanımefendi yi,ricayı,teşekkürü,merhaba yı ,selamı,elvedayı,allahaısmarladıkı,lütfeni bulursunuz eğer gerçekten Türkçe biliyorsanız bana göre.istanbul un Türkçesi Atatürk ün işgalden kurtaramadığı tek yerdir.işgallerin en orijinali hayır hakikisinin yapıldığı yerdir,mekandır.ermeninin ve rumun aksak Türkçesi,doğulu,batılı,iç Anadolulu,Karadenizli,egelinin Türkçesi,çingenenin,kürdün Türkçesi ,kendini türk hissetmeyen bütün nankör Türklerin Türkçesi güzeldir.sahtekarlık yapmayıp gerçekten Türkçe konuşmaya çalışan her yabancının Türkçesi güzeldir.

Bazen öyle başım ağrıyor ki bağarasım geliyor Türkçe yeter susun artık,biraz da Türkçe konuşun demek istiyorum.ama İstanbul da oturan apolitik zengin boş kafa evlatların Türkçesi en kötüsüdür.onları dinlemeyiniz onun yerine trt yi açıp biraz türk sanat müziği dinleyip şarkı mırıldanın.otururken bacaklarınız açık olmasın ve bir kereliğine de olsa diz ölçüsünde etek ve ince çorap giyin.önünüzdeki sehpa da çelik tabağın içine oturturulmuş kesme cam bardak içinde sıcak çay olsun.babaanemin evindeki ama dedem olduğu zamanki gibi bir vakit olsun.sıkılsanızda oturun.

MERVE ARCASOY

28 Mart 2008

gidiyorsun


Gidiyorsun


Gidiyorsun
Beni bana bırakıp
Ayrılığa katlanıp
Biliyorum
Sen de benim gibi
Ayrılığa katlanıp
Artık bir derin sızıdır
Bize bizden kalan
İçimizde saklanan
Artık bir ömür boyudur
Seni bana çağıran
Kalbimin kuytusundan
Gece yarıları
Sokak lambaları
Penceremde
Meraklı rüzgar
Okul çocukları
Pürtelaş insanlar
Hiçbirşey
Olmamış gibi
Oysa içimden kopan bir sen değilsin
Umutlarım anılarım inançlarım var
Kendine gülümseyen bir halim olsa da
İçin için akan gözyaşlarım var
.
Fikret Kızılok





Bu hafta belki de geçen haftaydı.öyle yorgunum ki farkında değilim.lapsus açalalı bir yıl olmuş.koskoca bir yıl.farketmeksizin geçmiş zaman.neler oldu neler.tarifsiz acılar içinde bir toprak ı terk ettik bazılarımız.sanki savaş ülkesi Türkiye .sanki her yer kan,her yer karanlık.kapkara siyah örtülerden de kara.
Çok yoruldum artık.düşünmekten ,anlatmaya çalışmaktan…bu ülke için ne istenir ne dilenir bilmiorum.neresinden tutulur ki bu durmun.neresine yama yapılır bu koskoca kapkara çarşafın.içine çırılçıplak türk bedenleri koymak istiyorum yırtık yerlerine bu kara çarşafın.insan kanıyla dikmek istiorum bu örtüyü.yolu yok başka bana göre kan gerek.gayet vahşice katil olmak gerek,katletmek gerek.
Ortadan kaldırmak için değil.o kadar aptal değilim.yokedilemezsiniz siz.sadece acı çektirmek ve öc almak istioyorum.elimde olsa 4.murat gibi geceyarısı asardım sizi.meydanlara heykel gibi cesetlerinizi dikerdim.kurtulmak imkansız sizden.türkiye artık ortaçağdan daha da uzak.daha dogmatik beklide.
Tiksindim sizden,iğrendim artık.

Neler vardı halbuki Türkiye de.ne kadar da güzeldir oysaki.ne kadar güzeldir istiklal de yürümek her mevsim ama her mevsim.her saat güzeldir İstanbul.kahveleri,cafeleri,iskemleleri,tabureleri ne güzeldir.simit yemek yolda boş boş etrafa bakmak.sesleri duymak yürürken
Ezan duymak 5 vakit ne güzeldir.inşaat sesleri,müzikmarketlerin şarkıları,delilerin naraları ne güzeldir.
İstanbul un tamamı lapsus ün içindedir.lapsus dört bir yandadır.paristedir belki ,belki perpignan da ,belki brighton da belki de şehirlerin en güzeli istanbulda .
Bir vapurun içinde üst katta oturuyordur lapsüs şimdi.üzerinde koyu yeşil bir parka var lapsüs ün.saçları hafif dalgalıdır ve de kumraldır saçları lapsüs ün.kulağında dandirikten bir mp3 çalar vardır.mp3 çalar da fikre kızılok çalmaktadır.ensesinden rüzgar esmektedir lapsüsün.cebinde kahverengi bir deri cüzdan ve bir de pembe bir akbil vardır.lapsüs haydarpaşadan Üsküdar a gitmektedir.sakallarındadır elleri lapsüsün .lapsüs İstanbul üniversitesinde 2. sınıf hukuk öğrencisidir.yapayalnızdır lapsüs.memleketi yoktur.herkes gibi bütün dünya gibi İstanbul a yolu düşmüş ,soranlara İstanbulluyum demiştir.yorgundur lapsüs.sırtında bir ağrı vardır.umutsuz biridir lapsüs.umutsuzlukla yol alacak olan bir erkektir lapsüs.lapsüs benim aşık olabileceğim sessiz ,dingin bir üniversite öğrencisidir.gidiyorsun adlı şarkıyı ellerinden kayıp giden ülkesine söyler.mırıldanır hafifçe.nankör martılara bakar,rüzgardan gözleri yaşarmıştır lapsüs ün.dalgalara bakar ,hava kararmıştır ve dalgalar laciverttir.dalgalara kavuşmak ister.atlamak kurtulmak ister.bir sigara yakar lapsüs.rüzgara karşı yakar sigarasını kibritle.elleriyle saklar sigarasını rüzgardan .bıyıklı dudaklarıyla bir nefes alır lapsüs ve kibriti denize atar.


Belki de evde yalnız yaşadığım içindir.bilmiyorum.hep birilerine ihtiyacım var.kendime birilerini seçiyorum.onu fakültenin en yağız delikanlısı seçtim.otobüslerde karşılaşıp meraba dediğim Fouad.bioloji master 2 öğrencisi kıvırcık saçlı solcu Fouad…
Fakültenin en yakışıklısı benim için.en sessizi ,en hızlı yürüyeni.en dakiki,siyah paltonun en çok yakıştığı üniversite öğrencisi.yalnız Fouad.koşturup duran gerçek hayattaki mersault benim için.hak ve hukuk arayan sessiz isyankar çocuk.belki Oran da belki de Cezayir şehrinde doğmuştur yakındır.belki hamhammet te dir soyadın.
Seninle başka bir zamanda sidibu said te sadece bir bardak nane çayı içmek isterdim.konuşmak istemezdim.tek derdim ki benmle aynı semtte oturma,aynı otobüse binme ve fakültede kafamı çevirdiğimde siyah palton ,grili siyahlı kaşkolun ve siyah deri çantanla hızlı adımlarla yürüyor olma Fouad derdim.
Gidiyorsun şarkısını bu yıl gideceğin için üniversiteden gideceğin için sana söylüyorum Fouad.git Fouad ve öyle iyi hayatın olsun ki bizim için megafonlarda hak hukuk isteme.senin ileriki hayatında işçi çocukları üniversiteye gidebilsin.haftasonları çalışmasın magrebiyen çocuklar.az değil çok sigara içebilsinler.kardeşlik hiç olmadı ama oluversin okullarda.arap olmak o kadar da kötü olmasın olur mu Fouad El Bairoudi.
Son günlerde eğer dayanamazsam söylerim sana arkadaşım olmadığını.gizliden gizliye senden hoşlandığımı söylerim sana .
MERVE ARCASOY

25 Mart 2008

Bugün benim doğum günüm

bugün 20 oldum.

Pour tout bagage on a vingt ans
On a l'expérienc' des parents
On se fout du tiers comm' du quart
On prend l'bonheur toujours en r'tard
Quand on aim' c'est pour tout' la vie
Cett' vie qui dur' l'espac' d'un cri
D'un' permanent' ou d'un blue jean
Et pour le reste on imagine

Pour tout bagage on a sa gueul'
Quand elle est bath ça va tout seul
Quand elle est moche on s'habitue
On s'dit qu'on est pas mal foutu
On bat son destin comm' les brêmes
On touche à tout on dit: "Je t'aime"
Qu'on soit d'la Balance ou du Lion
On s'en balance on est des lions ...

Pour tout bagage on a vingt ans
On a des réserv's de printemps
Qu'on jett'rait comm' des miett's de pain
A des oiseaux sur le chemin
Quand on aim' c'est jusqu'à la mort
On meurt souvent et puis l'on sort
On va griller un' cigarette
L'amour ça s'prend et puis ça s'jette

Pour tout bagage on a sa gueul'
Qui caus' des fois quand on est seul
C'est ç'qu'on appell' la voix du d'dans
Ça fait parfois un d'ces boucans ...
Pas moyen de tourner l'bouton
De cett' radio, on est marron
On passe à l'examen d'minuit
Et quand on pleure on dit qu'on rit ...

Pour tout bagage on a vingt ans
On a un' rose au bout des dents
Qui vit l'espace d'un soupir
Et qui vous pique avant d'mourir
Quand on aim' c'est pour tout ou rien
C'est jamais tout, c'est jamais rien
Ce rien qui fait sonner la vie
Comme un réveil au coin du lit

Pour tout bagage on a sa gueul'
Devant la glac' quand on est seul
Qu'on ait été chouette ou tordu
Avec les ans tout est foutu
Alors on maquill' le problème
On s'dit qu'y a pas d'âg' pour qui s'aime
Et en cherchant son cœur d'enfant
On dit qu'on a toujours vingt ans ...

leo ferré


Buse yirmi oldu

22 Mart 2008

Geçmiş gelecektir...

"deniz gezmiş, yusuf arslan ve hüseyin inan'ın arkadaşları taylan özgür'ün yanına gömülme vasiyetleri gerçekleştirilmedi"

bu cumleyi okuduktan sonra gozyaslarim daha da hizla akar oldu.

nasildik nereye gittik nereye gidiyoruz hangi yol peki neden nasil yani?...

kitaplar bize yalan soyledi! kotu kolajli kapaklari olan acik kitabin ortasinda mesale olan aydinlik getiriyoruz mesaji ile goz boyayan meb kitaplari hep yalan soyledi hep. hocalarimizin kimisi kirdi o duvarlar, ya digerleri ya yurdun diger koseleirndekiler...ilk sayfadaki ataturk resmi genclige hitabe istiklal marsi hepsi süs.

su an oyle bir duygu icindeyim ki nefret ediyorum ulkemden nefret!!! ama cok özluyorum... annem telefonda anlatiyor ilhan selcuk tutuklandii soyle boyle buse emre kongari dinleedim simdi rejim tehlike de diyor adam gercegi konusuyor... dedi

sonra o korkunc kutudan ben kesilmis bicilmis sansurlenmis olsa da birazcik o anlari yasiyoru ogreniyorum bir tv dizisinden ogreniyorum ulkemde neler olup bittigini bu cok uzun bir zaman once degil 34 yil oncesi neredeyse...
bugun ne bak ayni seyler aydınlarin hapislere atildigini dizilerde izliyoruz hikaye gibi olmus bitmis ya simdi cok sey degismis sanki.

merak etmeyin kiziyorum kendime aman buse cok mu zor bir ki kitap al okusana oturup dizilerde izleyip ogrenecegine, beni uzup aglattiği kadar mutlu ediyor, artik dizi karakterleri bana en tanidik insanlar geliyor bu yabanci busbustun yabanci yerde.

bugun bu konular hakkinda dusunup agladiktan sonra yarin fitness a gidip sonra starbucks da americano mu icip arkadaslarla pub da abba sarkilari soyleme gunune katilicam aksam gec gelmem neden olsa deneysel resim odevlerim var.

ne yapsam ki ... dunyayi ben mi kurtaricam? biz mi?

ama aci veriyor.
biraz da utanç

ey ulkem!
hatirla sevgili ulkem

Buse

20 Mart 2008

iki

İki. İki herşeydir. İkidir önemli olan. Grup halinde insanlar bir hiçtir. İki kişi olunca güzeldir hayat. İkili ilişkilerde dürüst olur ancak insan. Karşısında sadece tek bir kişi varken içindekini gösterebilir ve kendini ona gore ayarlar. İki kişiyken keyif alabiliyorsan eğer vakit geçirmekten biriyle, bu onu gerçekten sevdiğini gösterir. Çünkü bir grup içinde keyif alman, bu o gruba dahil olanlardan birini bile seveceğin anlamına gelmez, yüzeyseldir. İki kişiyken ama, görürsün gerçekten karşındakini. Sevmesen bile güzeldir ilişki kurmak çünkü tanıma şansı bulursun. İki kişiyken nefret edemezsin, çünkü herkesin iyi yanları vardır, onları görürsün. İki kişiyken sevemezsin de ama, çünkü o kadar yaklaşırsın ki karşındakine artık sadece kötü yanları kalır.

Bir de fena değildi hani o zaman. Tek.


neno

19 Mart 2008

kizlaadam

Kafeye girdi. Kız her zamanki yerinde oturuyordu. Etrafında bir grup insan, kız sözü almış hararetli bir şekilde anlatıyordu. Belli ki evden çıkıp soluğu burada almıştı ve onun hakkında en ufak bir kelime etmiyordu. Belki kafasını dağıtmak, ondan uzaklaşmak, unutmaktı niyeti. Yerine geçti o da, onunla tam gözgöze gelebilecek şekilde, onun olduğu masanın arka çaprazındaki masaya oturdu. Saat daha birdi ama olsun « bir bira ». Kız fark etmişti onu birasını isterken ve evet, ne diyeceğini şaşırmış lafını kesmişti. Arkadaşları da bakıp anlamışlardı durumu, ama kimse konuyu açmaya cesaret edemedi. Arkadaşlarının yanında duyduğu o üstünlük hissi yerini onunla olduğunda hissettiği mahçubiyete bırakmıştı. O vardı. O varken susmak lazımdı. Sustu. Baktı ona. Gözgöze geldiler, önceki gece altında kayarken gözgözelerdi en son. Birasından bir yudum alırken adam, kız neyin değiştiğini düşündü. Hala onun olmak istiyordu, doğru ama özgürlüğe de ihtiyacı vardı. Kendisini iyi hissetmeye. İyi hissettirilmeye, sırtının sıvazlanmasına. Buydu işte onu uykusundan uyandıran, yataktan büyük bir heyecanla çıkartıp yollara koyan.

Ona kızgınlık duyup ayrı kaldığı anlarda hayallerinin hep seviştiğini düşünürdü, ve onlar için de aynısının kaçınılmaz olduğunu. Bu yüzden geri dönerdi. O kadar alışmıştı ki ona ait olduğu fikrine, başka türlüsünü düşünemiyordu. Ama daha önce hiç istememişti sabah onu bırakıp çıkmak evden. Onun yerine, onun ilgisini çekmek için uğraşır ve başaramazdı. Fakat şimdi, bıraktığında yani, peşinden gelmişti. Ona aitti, ama onun da ona ait olmasını istiyordu. Bu öyle olduğunun kanıtıydı. Demek ki herkes farklı şekillerde gösteriyordu bağlılığını, kimileri vahşi, kimileri yumuşakça. Bu değil miydi zaten güzel olan…

Baktı işte gözlerine. Kız gülümsedi, adamın gözleri doldu. Adam kalktı, ödedi ve çıktı. Kız konuşmasına kaldığı yerden devam etti. İçi rahattı. Akşam yine altındaydı.






neno